The Zoon

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

ABD Dış Politikasının Temelleri

02.01.2020
81
ABD Dış Politikasının Temelleri

Amerikan çıkarları Amerika’nın ilk kurulduğu günden itibaren Amerikan diplomasisinde önemli bir yere sahip olmuştur. İlk diplomatik adım Amerika’nın izolasyonu olarak görülen “Monroe Doktrini” ile ABD’nin kendi menfaat bölgesi olan Güney Amerika, Atlas ve Pasifik okyanusundaki adalar gibi bölgelere Avrupa’nın emperyalist güçlerinin dokunmasının önüne geçmek ve kendi askeri ve ekonomik gelişimi için bir alan oluşturmak olmuştur. “Monroe Doktrini”, ABD’nin kıta komşularına yönelik müdahalecilik ile ilgili, kendi rol ve sorumlulukları hakkında düşüncelerini şekillendirmiştir[1]. Kısaca Monroe Doktrini Amerika ve Avrupa’nın birbirlerinin çıkar bölgelerine girmesinin önünü kesmiştir[2].

Diğer yandan Amerikan anayasasında her ne kadar kilise ve devlet ayrılığı olsa da[3] din, Amerika’nın kuruluşunda önemli bir itici kuvvet olmuştur. Pew Research Center’ın 30 Mayıs 2014 tarihinde yaptırdığı Amerikalıların %63’lük bir kısmının Tanrı’ya kesinlikle inandıklarını ve %20’lik bir kesiminde Tanrı’ya oldukça inandıklarını ortaya koymuştur. Tanrı’ya inanmayanların oranı ise sadece %9’dur.[4] Amerika’ya ilk geldikleri günkü gibi Tanrı’ya olan inançlarının kuvvetli olmasından dolayı diplomasi elitleri Amerikan çıkarlarının meşrulaştırılması için Amerika’nın büyümesinin ve yayılmasının Tanrı’nın bir isteği olduğunu ifade eden “Açık Yazgı”[5] siyasal felsefesini kullanmışlardır ve bu da Amerikan siyasi tarihinin mihenk taşlarından biri olmuştur[6]. Bu siyasal felsefeye inananlar sadece Amerika’nın yayılmasını değil Tanrı’nın dünyanın geri kalanını özgürleştirmesi için Amerika’ya bir görev yüklediğine de inanıyorlardı[7].

1865-1900 yılları arasında Amerika’nın sanayisi gelişmiş bunun sonucu olarak ekonomisi de çok büyümüştür. Bu dönemde ihracatı 281 milyon dolardan 12 milyar dolara çıkmıştır. Ayrıca bu dönemde nüfus iki katına çıkarak 71 milyon olmuştur. Bu durum Amerika’da daha etkili bir dış politika izlenmesi gerektiği düşüncesini kuvvetlendirmiştir. Böylece öncülüğünü The New Republic dergisinin kurucusu Herbert Croly’nin yaptığı “İlerici Emperyalizm” (Progressive Imperialism) denilen bir gelenek ortaya çıkmıştır. Amerika’yı kuranların dünya görüşü ve güçlü bir ekonominin birleşmesi bu düşüncenin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu görüşe göre Amerika’nın, dünyanın geri kalanını uygarlaştırmak için bir görev hakkı vardı[8]. “İlerici Emperyalizm” geleneğinin gelişmesinde Amerikan başkanlarından Theodore Roosevelt’in katkısı büyük olmuştur[9].

Avrupa siyasetine uzak duran Amerika Woodrow Wilson’la birlikte Amerikan diplomasisinde yeni bir sayfa açmıştır. Gürbüz, dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson için şu sözleri ifade etmiştir: “Başkan Wilson gerek taşıdığı kişisel ve romantik duygular ve gerekse Amerika’nın çıkarlarıyla uyuştuğu için daha barışçıl bir dünya ve Avrupa’nın korumacı geleneğine karşın dünya ticaretinde daha fazla serbestlik içeren yeni bir uluslararası rejim düşledi.”[10] ABD I. Dünya Savaşındaki tarafsızlığını koruyordu ancak itilaf devletlerine gizli bir şekilde destek oluyordu. Bu destek araç gereç, petrol ve borç para şeklinde yapılıyordu. 1917 yılında Alman denizaltıların İngiltere ve Fransa’ya giden Amerikan gemilerini batırmasıyla ve ABD Zimmermann telgrafının da etkisiyle Almanya’ya savaş açmış ve böylece I. Dünya Savaşına girmiştir[11]. Dünya siyasetini değiştirmeye çabalarken Kongre engeline takılan Woodrow Wilson başarısız olmuştur[12]. Woodrow Wilson’ın gelecekte karşılaşılacak savaşları ortak bir şekilde engellemeye yönelik kurulmasını önerdiği “Milletler Cemiyeti’ne” ABD’nin üyeliği ABD Kongresi tarafından onaylanmamış, Milletler Cemiyeti kurulmasına rağmen ABD Cemiyete üye olamamıştır.  Sümer, ABD başkanları Theodore Roosevelt ve Woodrow Wilson’ın sahip oldukları vizyonu aşağıdaki gibi ifade etmiştir:

Theodore Roosevelt’in sahip olduğu vizyon olan ilerici emperyalizm, Amerikan değerlerinin muhafazakâr ideolojinin senteziyle oluşurken, Wilson’un sahip olduğu vizyon, Amerikan değerlerinin daha liberal bir ideolojinin senteziyle oluşmuştur. İşte bu şekilde Amerikan dış politika geleneğinin iki farklı kola ayrıldığı görüyoruz.[13]

Pearl Harbour saldırısıyla ABD, II. Dünya Savaşına girmek zorunda kalmış ve bu durum da ABD dış politikasında bir dönüm noktası olmuştur. Nazi Almanya’sına karşı mücadele veren kuvvetlere liderlik ederek bir zafer kazanması ABD’nin kendi halkı ve dünya halkları gözü önünde belli bir misyona sahip olduğu kanaatini güçlenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan güç boşluğu da ABD’nin dünya siyasetine bir daha çıkmayacak şekilde girmesine sebep olmuştur[14]. Savaşta eski emperyalist büyük güçler gerileyince, ABD onların boş bıraktığı yeri doldurmak durumunda kalmıştır. Dünyanın yeni süper gücü olan ABD’nin, artık tekrar kendi içine kapanıp dünya siyasetinden uzak durması mümkün değildi[15].

ABD dış politikasının dayandığı bu temellere bakıldığında Amerikan dış politikasında aşırı özgüven ve kibir vardır. Bu durumu bir örnekle açıklamak gerekirse, ABD’nin İran’a çeşitli sayıda yaptığı müdahaleleri ya da yaptırımları gösterebiliriz. İran’a yapılan bu yaptırımların sonuncusunun ilk ayağı Donald Trump yönetimince 7 Ağustos 2018’de uygulanmaya başlanmıştır[16] ve İran’a uygulanan yaptırımlara katılmayan ülkeler de alenen tehdit edilmişlerdir. Şeref Oğuz’un köşe yazısında belirttiği üzere; ABD Maliye Bakanlığı terörizmin finansmanından sorumlu Bakan Yardımcısı Marshall Billingslea, Türkiye ziyareti sırasında, Türk banka ve şirketlerinin 180 gün içinde İran ile ilişkilerini kesmedikleri takdirde ABD ile bir daha iş yapamayacaklarını belirtmiştir[17]. Ülkeleri tehdit etme özgürlüğüne kadar varan bu özgüven ABD’nin dünyanın kalanına da müdahale hakkını kendinde görmesine sebep olmuştur. Amerika’nın dünyaya yaptığı müdahaleleri de hep kendi çıkarlarının önünü açmak şeklinde olmuştur. Bütün bu özgüven ve müdahale hakkı da dini temellere dayandırılarak meşrulaştırılmıştır. ABD dünyada her zaman bir güç boşluğu olduğunu ve bir dünya liderine ihtiyaç duyulduğunu varsaymıştır. Bu görevleri de sadece ABD’nin yerine getirebileceğini düşünmüştür[18].

Bu bağlamda ABD’nin dış politikadaki temel yaklaşımlarına bakıldığında aşağıdaki başlıkları sayabiliriz;

  • ABD’nin ulusal güvenliğini korumak,
  • Dünya barışı ve güvenli bir küresel çevrenin teşvik edilmesi,
  • Uluslararası bir güç dengesinin korunması,
  • Uluslararası sorunları çözmek için müttefikler ile birlikte çalışma,
  • Demokratik değerlerin ve insan haklarının geliştirilmesinin teşvik edilmesi,
  • Dış ticarette iş birliğini ve uluslararası ticaret örgütlerine küresel katılımı sürdürmek.[19]

Kısacası Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşundan beri dış politikada temel ilkeleri; iç ve dış güvenliği güvenceye alacak önlemler, demokrasi, insan hakları, özgürlük kavramlarının yaygınlaştırılması, serbest piyasa ekonomisinin ve liberal politikaların yaygınlaştırılması olmuştur.

 

 

[1] Eugene, R., Wittkopf and Christopher, M. (2008). American Foreign Policy: Pattern and Process. (Seventh Edition). Belmont: Thomson Wadsworth, 33

[2] Akçay, E. ve Akbal, Ö. (2013). “ABD Güvenlik Politikasında Söylem ve Pratik”. Yönetim Bilimleri Dergisi, 9-10.

[3] İmga, O. (2010). Amerika’da Din ve Devlet: Tarihi ve Felsefi Temeller. (Birinci Baskı). Ankara: Liberte, 49

[4] İnternet: Belief in God. Web: http://www.pewforum.org/religious-landscape-study/belief-in-god/ 20 Ocak 2016’da alınmıştır.

[5] Bostanoğlu, B. (1999). Türkiye-ABD İlişkilerinin Politikası. (Birinci Baskı). İstanbul: İmge, 479

[6] Şener, B. (2014, Yaz). “Uluslararası İlişkilerde Hegemonya Olgusu ve ABD Hegemonyasının Siyasal ve Kültürel Kaynağı: “Amerikan İstisnacılığı” ya da “Açık/Kaçınılmaz Yazgı””. International Journal of Social Science, 26, 411.

[7] Sümer, G., (2008, Güz). “Amerikan Dış Politikasının Kökenleri ve Amerikan Dış Politik Kültürü”. Uluslararası İlişkiler, 5(19), 122

[8] Sümer, 2008, 124-125

[9] Sümer, 2008, 126

[10] Gürbüz, V., (2002). “Bir İdeal, Bir Amerikan Başkanı ve Onun Başarısızlığı: Başkan WiIson ve Milletler Cemiyeti”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 29-30, 88

[11] İnternet: Kaymaz, İ. Wilson Prensipleri ve Liberal Emperyalizm. Atatürk Araştırma Merkezi. Web: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-67-68-69/wilson-prensipleri-ve-liberal-emperyalizm 20 Ocak 2016’da alınmıştır.

[12] Hook, S., Spanier, J. (2014). Amerikan Dış Politikası. (Çev. Özge Tanırlı). İstanbul: İnkılap Kitabevi. (Eserin orijinali 2013’de yayımlandı), 7

[13] Sümer, 2008, 129

[14] Sümer, 2008, 128

[15] İnternet: Erhan, Ç. “Avrupa’nın İntiharı” Ve İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Temel Sorunlar. Web: http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/476/5517.pdf 6 Aralık 2015’te alınmıştır.

[16] İnternet: Son dakika! ABD dünyaya duyurmuştu… Yaptırımlar başladı. (5 Kasım 2018). Hürriyet. Web: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-abd-dunyaya-duyurmustu-yaptirimlar-basladi-41008619 14 Şubat 2019’da alınmıştır.

[17] [17] İnternet: Oğuz, Ş. ABD’den Bize İran Tehdidi. Web: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/oguz/2018/07/22/abdden-bize-iran-tehdidi  14 Şubat 2019’da alınmıştır.

[18] Sümer, 2008, 131

[19] İnternet: Foreign Policy: What Now? Web: http://www.ushistory.org/gov/11a.asp 6 Aralık 2015’te alınmıştır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.