The Zoon

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Küba Krizi ve Jüpiter Füzeleri Sorunu

Küba Krizi ve Jüpiter Füzeleri Sorunu

Tarım alanları yanı sıra zengin petrol kaynakları ile de Latin Amerika, ABD’nin etki alanı olmuştur. Bunda Monroe Doktrininin de etkisiyle dünya devletlerinin bu bölge ile herhangi bir ilişkiye girememiş olmalarının da etkisi büyüktür. Latin Amerika’nın, ABD’nin etki alanı olması sayesinde ABD her iki dünya savaşına da rahatlıkla girmiştir. Ekonomik olarak Latin Amerika devletleri üretimlerinin büyük çoğunluğunu ABD’ye ihraç etmiş ve kendi ülkelerine Amerikan yatırımını desteklemişlerdir. Öyle ki bölgedeki ABD yatırımları tüm dış yatırımların %26’sına tekabül etmiştir. Fakat Latin Amerika’daki ABD yatırımlarına rağmen 1950’lerde ekonomik sıkıntılar baş göstermiş ve bu sıkıntılar halk üzerinde olumsuz bir etkiye sebep olmuştur. Bunun bir sonucu olarak yönetim karşıtı protestolar ortaya çıkmış, bu protestolar kısa süre içinde Amerika karşıtı eylemlere dönüşmüştür.[1]

Küba da 1950’li yıllarda Latin Amerika ülkelerinin yaşadığı sosyo ekonomik bunalımları yaşayan bir ülke olmuştur. Küba’da yaşanan protestolar kısa süre içinde Amerikan karşıtı eylemlere dönüşmüştür. Yönetimde bir diktatör olan ve ülkedeki Amerikan çıkar ve yatırımlarının koruyucusu olan Batista vardır. Protestolar ve halk desteğinin azalmasıyla Küba’da silahlı eylemler başlar ve Batista kuvvetleri yenilgiye uğrar. Akabinde Batista, ülkeyi terk eder. Batista’nın ülkeyi terk etmesine sebep olan gelişmelerin önderliğini yapmış olan Fidel Kastro artık Küba’nın yeni lideridir. 2 Ocak 1959’da geçici Devrim Hükümeti kurulur. 1 Temmuz 1959’da ABD, Kastro Hükümetini tanır, iyi ilişkiler kurmak ister ve ılımlı bir yaklaşım sergiler. Kastro, ABD ekonomik yardımına ihtiyaç duymadığını ifade eder ve 1959’da yapılan tarım reformu ile Amerikan şirketleri ve kişilerine ait tarım arazileri devletleştirilir. Aynı zamanda Küba, SSCB ile bir ticaret anlaşması yapar şeker karşılığında petrol ithal etmeye başlar.[2]

Kastro yönetimi artık SSCB ile daha sıkı ilişkiler içine girmiş; ABD için tehlike arz etmeye başlamıştır. Bunun üzerine ABD, Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) hazırladığı Kastro’yu devirme planını devreye sokmuştur. Buna göre Kastro rejiminden kaçan Kübalılar, askeri kamplarda eğitilerek Küba’ya çıkarma yapmaya gönderilecektir. 15 Nisan 1961 günü B-26 bombardıman uçakları Nikaragua’dan kalkarak Küba havaalanlarını bombalamaya başladılar. 17 Nisan’da Guatemala’dan gemi ile yola çıkarılan ABD tarafından askeri eğitim verilmiş Kübalılar, Domuzlar Körfezine çıktılar. Fakat sonuç tam bir fiyasko idi. Mülteci Kübalılar, Kastro kuvvetleri tarafından karşılanmış, bir kısmı öldürülmüş ve büyük bir kısmı da esir alınmıştı.[3]

ABD’nin, Kastro’yu devirme girişimi Küba’yı daha sola kaydırmış ve Kastro 1 Mayıs 1961’de Küba’yı bir sosyalist devlet olarak ilan etmiştir. Daha sonrasında Kastro bir komünist olduğunu açıklamıştır. Bunun akabinde Sovyetler 1962 yılı başında Küba’ya füze yerleştirmeye başlamıştır.[4]

ABD, U-2 casus uçaklarının Ekim 1962’de Küba üzerinde yaptığı uçuşlar sayesinde Küba üzerinde, orta ve kısa menzilli füzelerin yerleştirilebileceği füze rampaları saptamıştır ve bu şekilde Küba krizi ortaya çıkmıştır. Bu duruma karşı alınabilecek tedbirler gözden geçirildikten sonra en uygun seçeneğin Sovyet savaş gemilerinin Küba’ya girişini engelleyecek Amerikan Deniz Kuvvetlerinin uygulayacağı abluka olduğuna karar verilmiştir; böylece Küba abluka altına alınmıştır. Doğal olarak iki süper gücün donanmalarının karşılaştıklarında ne olacağı hususunda tüm dünya 24 saat nefesini tutmuş ve beklemiştir. Bu süre boyunca nükleer bir savaş çıkacağı korkusu doruğa ulaşmıştır. Fakat korkulan olmamış ve son anda SSCB Başkanı Nikita Kruşçev gemilerine geri dönme emri vermiştir.[5]

Başkan Kruşçev’in Küba’ya nükleer başlıklı füzeler yerleştirmesinin ardında yatan etmenlerden biri, ABD’nin Küba’yı işgal etmek istemesi dışında ABD’nin Türkiye’ye yerleştirmiş olduğu Jüpiter füzeleridir. Nisan 1962’de Türkiye’ye yerleştirilen ve menzilleri Rusya’nın içlerine kadar uzanan nükleer başlıklı Jüpiter füzelerinin oluşturduğu tehlikeye karşılık olarak Küba’ya nükleer başlıklı füzeler yerleştirmeye karar vermiştir.[6]

Sovyetlerin geri adım atıp gemilerine geri dönme emri vermesi ile sonuçlanan Küba krizi 13 gün sürmüştür. İki süper güç arasında sürdürülen gizli görüşmelerde ABD tarafından yapılan ilk teklif Sovyetlerin Küba’daki füzelerini sökmelerine karşılık ABD’nin ablukaya son vermesi, Küba’nın işgal edilmeyeceğine dair teminat idi. Fakat Sovyetler bu teklifi yeterli bulmamış ve Türkiye’deki Jüpiter füzelerinin de kaldırılmasını istemişlerdir. Zaten Jüpiter füzelerini yetersiz bulan ve kaldırmak isteyen ABD bu teklifle stratejik bir kayba uğramayacağı için teklifi kabul etmiştir. ABD bu anlaşmanın gizli kalması şartını koymuştur. Sovyetlerin bir açıklama yapma durumunda ise bunu kabul etmeyeceklerini belirtmişlerdir. Sovyetler de durumu riske atmamak için gizlilik şartını kabul etmiştir.[7]

Jüpiter füzelerinin Türkiye’ye yerleştirilmesinde en önemli etken ise Sovyetlerin artan nükleer gücünün ABD’nin savaşma yeteneğini artırmasını gerektirmesidir. Bunu sağlamanın yollarından bir tanesi de Sovyetlerle sınırı olan müttefik ülkelere orta menzilli balistik füzelerin (IRBM) yerleştirilmesiydi.[8] Böylece ABD kıtalararası güdümlü füze geliştirinceye kadar zaman kazanmış olacaktı. ABD, Sovyetlerin Sputnik başarısından sonra NATO Konseyinde NATO’nun gücünü artırmak üzere NATO ülkelerine IRBM’ler yerleştirilmesini teklif etti. ABD’nin bu teklifini sadece İngiltere, İtalya ve Türkiye kabul etti. Diğer NATO ülkeleri kabul etmedi.[9] Diğer NATO ülkelerinin IRBM’lerin kendi ülkelerine yerleşmesini istememelerinin sebebi Sovyet füzelerinin hedefi olmaktan çekinmeleri idi.

Türkiye’ye 15 Jüpiter füzesi yerleştirilmesine karar verildi, Ekim 1959 tarihinde füzelerin Türkiye’ye yerleştirilmesi konusundaki anlaşma ABD ve Türkiye arasında imzalandı. Fakat daha önce Türk hükümeti tarafından bu anlaşmanın mecliste paylaşılacağı ifade edilse bile füzelerin yerleştirilmesi anlaşmasında Türk kamuoyunun hiç haberi olmadı. Jüpiter füzeleri yine 1959 yılında Türkiye’ye getirildi ve füzelerin tam olarak işler vaziyete gelmesi ise Temmuz 1962’yi buldu.[10]

Fakat bu füzeler 1960’lı yıllara göre demode olmuştu. Sıvı yakıt ile ateşleniyor, ateşlenme süresi uzun sürüyor, hedefi şaşırabiliyor ve ilk atış yapılması gerekiyordu. ABD’de Kongrenin uzman komitelerince hazırlanan bilimsel raporlara göre Jüpiterler artık caydırıcı özelliğini kaybetmiş, aksine kışkırtıcı bir hale gelmişlerdir ve bunların kaldırılıp başka silah sistemleri ile değiştirilmesi gerektiği raporlarda vurgulanmıştır. Alternatif sistem olarak da Akdeniz’de sürekli seyir halinde bulunacak denizaltılar ve bunlara yerleştirilecek Polaris füzeleri önerilmiştir.[11] Ancak İtalya ve Türkiye buna yanaşmamış Jüpiterlerin kalmasını istemişlerdir çünkü Polarisler henüz üretim aşamasında bile değillerdi ve NATO üyelerinin, ABD’nin ittifaka olan bağlılığının samimiyetinden şüphe duyacaklarını hissetmişlerdi. Türk Dışişleri Bakanı Selim Sarper, Jüpiter’in “Amerika’nın müttefiklerini korumadaki kararlılığının vazgeçilmez bir göstergesi” olduğunu söylemiştir.[12]

Her ne kadar Jüpiter füzeleri demode olsa da, Sovyet füzelerinin menzili içerisinde olsa da ABD için bu füzelerin askeri, siyasal ve psikolojik değeri vardı. Türkiye’deki füze üsleri kıtalararası balistik füzeler geliştirilene kadar geçici olarak kullanılacaktı. Ayrıca Türkiye’deki Jüpiter füzelerinin menzili içine giren Sovyet bölgesi İtalya ve İngiltere’dekilere nazaran daha genişti.[13]

Türkiye, ABD’nin füzeleri kaldırma taleplerine her seferinde olumsuz cevap vermiştir. Meclisin füzelerin yerleştirilmesi için bütçeyi yeni onayladığı ve füzelerden vazgeçilirse hükümetin küçük düşeceği, füzelerin kaldırılmasının prestij kaybı olacağı ileri sürülmüştür. ABD de Türkiye’nin bu itirazlarını kulak ardı etmemiş ve füzelerin sökümünü geciktirmiştir.

Nihayetinde Jüpiter füzelerinin kaldırılması Sovyetler ile varılan anlaşmaya bağlanmış ve kaçınılmaz olmuştur. Fakat Türkiye’nin Jüpiter pazarlığından haberi yoktu ve Küba krizi süresince ABD’nin hep yanında olmuştur. Kriz sonrası füzelerin sökülmesi konusunda Türkiye zor da olsa ikna edilmiş ve füzeler birkaç hafta içinde sökülmüştür.[14] Aslında Jüpiter füzelerinin sökülmesi Türkiye’nin stratejik anlamda rahatlamasına sebep olmuştur, zira adı geçen füzeler kaldırılınca Türkiye Sovyetlerin ilk hedefi olmaktan çıkmıştır.[15]

Türkiye’nin Küba’daki Sovyet füzelerinin kaldırılmasında kendisine danışılmadan pazarlık konusu olması ve anlaşmanın gizlice yapılması Türk Amerikan ilişkilerinde güveni sarsan ilk unsur olmuştur. Bu pazarlığın ileriki yıllarda ortaya çıkması ve Türkiye’nin bunu öğrenmesi ile hem ikili ilişkilerde hem de kamuoyundaki Amerikan imajında ciddi hasarlar oluşturmuştur.[16] Diğer taraftan ABD’nin Sovyetlerle bu pazarlığı sonucunda Türkiye’nin güvenliği dikkate alınmamış, hatta güvenliği tehlikeye atılmıştır ve Amerika da bir müttefik olarak güvenilirliğini kaybetmiştir.[17] Ayrıca bu durum ABD ile Türkiye’nin ilişkilerinin müttefik ilişkilerinden çok çıkara dayalı bir ilişki olduğunu göstermiş ve Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde daha şüpheci olmasına neden olmuştur.[18]

 

[1] Pehlivanoğlu, Ö., (2003). Küba Krizi ve Nükleer Savaş Eşiğinde Türkiye. (Birinci Baskı). İstanbul: Kastaş Yayınevi, 36-37

[2] Pehlivanoğlu, 2003,38

[3] Armaoğlu, F. (2001). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995). (On üçüncü Baskı). İstanbul: Alkım Yayınevi, 608

[4] Armaoğlu, 2001, 609

[5] Türkmen, F., (2012). Kırılgan İttifaktan “Model Ortaklığa” Türkiye ABD İlişkileri. (Birinci Baskı). İstanbul: Timaş Yayınları, 93

[6] Pehlivanoğlu, 2003, 65-66

[7] Türkmen, 2012, 94

[8] Sander, O., (2016). Türk-Amerikan İlişkileri 1947-1964. (Birinci Baskı). Ankara: İmge Kitabevi, 246

[9] Sander, 2016, 246-247

[10] Uslu, N., (2016). Çatlak İttifak 1947’den Günümüze Türk-Amerikan İlişkileri. (Birinci Baskı). Ankara: Nobel, 126-127

[11] Türkmen, 2012, 91

[12] Larry M., (1976). “Jupıter Mıssıles In Europe: A Measure Of Presıdentıal Power” World Affairs, 139(1), 34

[13] Sander, 2016, 249

[14] Türkmen, 2012, 95

[15] Uslu, 2016, 165

[16] Türkmen, 2012, 95

[17] Bal, İ., (2008). ABD Politikaları ve Türkiye. (Birinci Baskı). Ankara: Lalezar, 14

[18] Çakmak, H., (Editör). (2012). Türk Dış Politikasında 41 Kriz 1924-2012, Ankara: Kripto, 98

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.