The Zoon

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Mantıksız Anneler

10.08.2019
107
Mantıksız Anneler

Yaşlanıyorum artık sanırım. Bunu saçlarımın bir kısmının beni terk etmesi ya da bazılarının da pes edip renk değiştirmesinden dolayı söylemiyorum. Yüzümün biraz daha parşömen kağıdına benzemesinden dolayı da söylemiyorum. Hatta bunlar beni hiç etkilemiyor. Asıl etkileyen şey mantığım. Eskisi gibi çalışmıyor. Yüreğim, daha çok mantığımın yerini almaya başladı. Önceleri mantığımla yaptığım ya da çözdüğüm işleri şimdilerde yüreğimle çözüyorum. Bu beni biraz rahatsız ediyor. Kararları yürekle çözmek biraz zararlı oluyor. Yürek merhameti artırıyor.

Merhamet ise “Hayır” diyebilme yeteneğini yok ediyor. Sonuç olarak da hep veren taraf oluyorsunuz. Bundan dolayıymış demek ki annelerin mantıksızlığı. Onlar evlatları için hep yüreklerini kullanmışlar demek ki. Çocuklarının sonsuz istekleri ve hayalleri karşısında, yüreklerini koymuşlar hep ortaya. Meyvenin çarığını çürüğünü kendileri yemiş, en iyisini çocuklarına yedirmişler. Yemeğin en güzel taraflarını, tanelerini yedirmiş hep onlar, çocuklarına.

Çocuk bunların değerini bilmiş mi? Çoğu çocuk bilmemiş. Bilenler de vardır elbet. Onlara da yürek dolusu sevgiler. Anlamamış çocuk annesinin yüreğini parça parça çocuğunun önüne koyduğunu. Anlamamış annesinin onun önünde hizmetçi olduğunu. Mesleğini çok seven bir doktordan, bir hemşireden bile daha fazla o meslekten biri olmuş anne. Yavrusunun başını beklemiş sabahlara kadar, yoğun bakımda bile bulamayacağın şefkat ile, gerçek sevgiyle, gerçek göz yaşlarıyla. Hiçbir riya olmaksızın. Yüreğini örtmüş senin üstüne.

Çocuk annesinin hiç bitmeyecek bir kaynak olduğunu düşünmüş. Hiç tükenmeyecek bir kaynak. Öyle ya o anne, onda öyle bir yürek var ki tüm dünyayı kaplar, belki de daha fazlasını. Dünyaları. Annesini görmüş hep koştururken. Hiç tükenmeyen bir güç ile. Çocuk onun gücünün hiç bitmeyeceğini sanmış. Bitmez tabi, ona hiçbir şey olmaz. O taş kadar sağlam. Ne olabilir ki ona.

Onun yapabildiklerinin yarısını yapsaydım ben çoktan biterdim. Çocuk böyle düşünmüş. Arada bir hasta olurmuş annesi. O zaman bile her şeyi tam yaparmış. Kendi hasta olduğunda yatak döşek yatar, mızmızlanırmış. Ama annesi hastalandığında gıkını bile çıkarmazmış. O taş gibi tabi. Ona ne olacak ki? O hasta olduğunda bile yemeklerinde ki lezzet azalmazmış. Evde ki tertip düzen hep aynı olurmuş. Sıcak yuva, sıcaklığından bir şey kaybetmezmiş.

Çocuk bir gün nasıl olduysa fark etmiş annesinde ki değişimi. Onun boyu biraz daha kısa. Saçlar bembeyaz. Ellerine bakmış annesinin. Daha kırılgan görünüyor. Nasıl olur demiş. Bu eller miydi pazardan o ağır fileleri taşıyan. Bu eller miydi koca koca koltukları, dolapları tek başına kaldırıp altlarını silen. Annesinin yüzüne bakmış. O yüz daha zayıfmış. Bedeni de öyle. Değişmeyen tek şey gülmesi ve gözlerindeki sevgiymiş.

Bir gün doktor demiş ki maalesef kanser. Annesinin yattığı odaya girmiş annesi ağlıyor çocuğun. Onunda gözleri dolmuş. Anne neden ağlıyorsun demiş. İyileşeceksin merak etme demiş çocuk. Annesi ben hastalığıma ağlamıyorum size ağlıyorum. Sizi üzdüğüme ağlıyorum demiş.

Anne çok zor günler geçirmiş, 3 kere ameliyat olmuş bir ay içinde. Biri bağırsak ameliyatı, kanserli bölümü almak için. Diğer ikisi kemoterapinin etkisinden dolayı vücut hassaslaştığı için baş çarpmasına bağlı beyin kanamasından dolayı beyin ameliyatı. Ne öncesinde ne sonrasında gıkı çıkmamış annenin. Kilo kaybetmiş hep ama. Çocuk bakmış her baktığında daha çok yıkılmış. Huysuzlanmış. Dualar etmiş sabahlara kadar. Sanki hasta olan annesi değil kendisiymiş gibi. Bazen isyan etmiş bazen dua.

Düşünmüş annesi hep veren taraf olduğu için bir deri bir kemik. Annesinin değerini şimdi daha çok anlamış. Neden ona şimdiye kadar sevgi vermedim diye düşünmüş. Neden ona hiç sarılmadım. Neden ona anne seni çok seviyorum demedim diye yemiş kendini. Vicdanı çok rahatsızmış. Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamış. 10 ar saatten fazla süren ameliyatlarda, ameliyathanenin kapısı önünde şuursuzca dolaşırken onu o şekilde dolaştıran aslında vicdanının içten içe onu yakmasıymış.

Çocuk gece oturmuş dua etmiş ve sonra Allah ile pazarlık yapmak istemiş. Allah’a yalvarmış annem hayatta kalsın, geri kalan ömrüm senin olsun demiş. Biliyorum benim hayatıma ihtiyacın yok ama benimde verecek başka bir şeyim yok demiş çocuk.

Bir buçuk yıl sürmüş ilaç tedavisi. İlaçlar öyle hemen yutup gideceğin türden değilmiş. İlacın alınması beş altı saat sürüyormuş. Sonrasında ise daha perişan bir beden. Çok zor günlermiş o günler. Acı dolu. Üzüntü dolu. İsyan dolu….

Şimdi nasıllar mı? Aradan 10 yıla yakın bir zaman geçti. Kanseri atlattı anne. Ancak annenin bağışıklık sisteminde de sorunlar vardı. Kanserde bu yüzden olmuştu. Her organı ayrı ayrı ağrılar içerisindeydi. Özellikle karaciğeri. Yanlış ilaç kullanımından dolayı siroz olmuştu anne. Artık hayattan keyif almıyordu. Yiyip içemiyordu. O gün ambulansla hastaneye kaldırıldığında acil doktorları çok ağır akciğer enfeksiyonu geçirdiğini ve buna sağlıklı bir yetişkinin bile dayanamayacağını söylediler. Ve artık vücudu dayanamadı…

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.