The Zoon

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Soğuk Savaş Kavramı

Soğuk Savaş Kavramı

İkinci Dünya Savaşı her anlamıyla çok büyük bir yıkım olmuştur. Yıkımın büyüklüğünü ölen -yarısından fazlasının sivil olduğu- sivil ve askerlerin sayısının 60 milyon olması kanıtlıyordu. Bu yıkımla birlikte 19. yüzyılın dünya düzeni de ortadan kalkmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda önce Portekiz, daha sonra İspanya dünyada başat konuma gelmişlerdir. Takip eden 17,18 ve 19. yüzyıllarda ise sırasıyla Hollanda, Fransa ve İngiltere dünyada başat güç konumuna geçmişlerdir. Bu başat güç konumu Almanya’yı tepki vermeye itmiş ve 20. yüzyılda dünya savaşlarına sebep olmuştur ve bu savaşların sonucunda ise dünya düzeni değişmiştir[1]. Avrupa kontrolündeki uluslararası sistem, bu savaşlarla birlikte bir anda yok olmuştur. Dünyada artık eski güçlerin yerini almış olan, yeni güçler ortaya çıkmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası camiada ön planda olmayan ve daha öncesinde uluslararası politikada çok önemli rolleri bulunmayan iki devlet ortaya çıkmıştır: ABD ve SSCB’dir. Artık dünya politikasına bu iki süper güç denilen devlet hâkim olmuştur[2]. ABD Başkanı Harry Truman Amerika’nın bu savaştan belki de tarihin en güçlü ulusu olarak çıktığını söylüyordu. Bu iki askeri dev dünyayı kendi siyasi, ekonomik ve askeri çıkarları doğrultusunda şekillendirmek istiyorlardı. İşte bu bağlamda iki ülke arasında bir rekabet başladı ve bu rekabete Soğuk Savaş denildi.

“Soğuk Savaş” ifadesi ABD’li Bernard Baruch tarafından ilk kez 1947 yılında kullanılmıştır. Soğuk Savaş’ın başlangıcının 4-11 Şubat 1945’teki Yalta Konferansı ya da 17 Temmuz – 2 Ağustos 1945’teki Potsdam Konferansı olduğu söylenir[3]. Ayrıca Churchill’in de 5 Mart 1946 tarihinde “Baltık’taki Stettin’den, Adriyatik’teki Trieste’ye kadar Avrupa kıtası üzerine boydan boya demir bir perde inmektedir” sözlerini Amerika’nın Missouri Eyaleti’nde yaptığı konuşmasında sarf etmesi kabul edilebilir[4].

Soğuk savaş döneminde uluslararası sistemde iki başlılık vardı. Dünya devletlerinin büyük bir bölümü ABD ve Sovyetlerin başı çektiği bu iki başlı sistemde taraf olmuş ya da taraflardan birini desteklemiştir. Yani Dünya ABD’nin yanında olanlar ve Sovyetlerin yanında olanlar şeklinde bölünmüştü. Özellikle taraf olan ülkeler askeri-güvenlik konularında taraf liderlerinden bağımsız hareket edememişlerdir[5].

Soğuk Savaşta iki blok hâkimdi. Bunlar ABD’nin başı çektiği Batı Bloku ve SSCB’nin başı çektiği Doğu Bloku idi. Batı Bloku anti-komünist, Doğu Bloku ise komünist rejimi benimsemiş ülkelerden oluşuyordu. Batı Bloku askeri yapılanma olarak Atlantik Okyanusu’nun kuzey kesiminin iki tarafında yer alan 12 ülkenin (Kanada, Belçika, Danimarka, Fransa, İtalya, İngiltere, İrlanda, Hollanda, Lüksemburg, Norveç, Portekiz ve ABD) katılımıyla NATO’yu 4 Nisan 1949’da kurmuşlardır. Buna karşılık Doğu Bloku da (Sovyet Rusya, Arnavutluk, Bulgaristan, Macaristan, Doğu Almanya, Polonya, Romanya ve Çekoslovakya arasında) Varşova Paktı’nı Mayıs 1955 kurarak cevap vermiştir.

Soğuk Savaş İkinci Dünya Savaşından sonra iki kutuplu kalan dünyada kutuplar arasındaki üstünlük mücadelesinin yaşandığı bir dönemdir de diyebiliriz. Zira ABD ve SSCB’nin amacı birbirlerinin dünyaya hâkim olmasını engellemek ve kendi gücünü dünyaya hâkim kılmaktır. Sıcak savaş bitmiştir ama ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, uzlaşmazlıklar ve çatışmalar bitmemiştir. Bu durumda Soğuk Savaş İkinci Dünya Savaşından zaferle çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin liderliğinde toplanmış küçük devletlerin aralarındaki uzlaşmazlıkların ve çatışmaların birbirlerine karşı silah kullanmadan sürdürüldüğü bir dönemdir[6].

Soğuk Savaş dönemi içinde geçen “savaş” kelimesine rağmen aslında genel yapısı itibari ile bir barış dönemi olmuştur. Bloklar arasında bazı bölgesel sıcak savaşlar olmuştur, ancak bloklar arasında topyekûn bir savaş gerçekleşmemiştir[7].

Bu dönemde ABD ve Sovyet Rusya birbirleri ile hiç savaşmamıştır sadece Kore, Vietnam ve Angola’da olanlar gibi birkaç vekil savaş olmuştur. Bu savaş bir güç ve etki savaşı idi. Her iki taraf da Soğuk Savaşı medeniyetler arası bir savaş olarak görmüştür; sadece bir galibi olacak Amerikan kapitalizmi ve Sovyet komünizmi arasında dünya çapında bir çatışma[8].

Bu dönemde sıcak bir savaş olmamıştır ama bir silahlanma yarışı olmuştur, özellikle nükleer silahlar konusunda. Her iki ülke arasında kurulan “dehşet dengesi” bu ülkeleri birbirleriyle savaşmaktan, bir nükleer savaştan uzak tutmuştur. İkinci Dünya Savaşından sonra ABD’nin atom bombası yapması ile sahip olduğu tekel Sovyetlerin de aynı silahı 1949 da geliştirmesi ile bozulmuştur. Bu gelişmeden sonra bu sefer ABD 1952’de daha güçlü bir silah olan hidrojen bombasını yapmıştır. Ancak ABD’nin bu üstünlüğü bir sene sürmüştür. Zira Sovyetler de bir yıl sonra aynı silahı üretmiştir[9]. Bu durumda nükleer silahlar bir başka topyekûn savaşın çıkmasına engel olmuştur.

ABD’nin Batı Avrupa topraklarına yerleştirdiği orta menzilli füzelerle ABD’nin Sovyetler’e karşı stratejik üstünlüğü 1957’ye kadar devam etmiştir. 1957 yılında Sovyetler’in uzaya bir füze göndermesi ile ABD’ye kadar ulaşabilecek kapasitede uzun menzilli füze yapabileceğini göstermesi bu stratejik ABD üstünlüğüne son vermiştir[10].

1958-1968 yılları arasında iki süper güç ABD ve Sovyetler silahlanma yarışı içerisine girmişlerdir. Nükleer güç kapasiteleri aşağı yukarı aynı olan ABD ve Sovyetler savaşma riskine girememiş ve yumuşama dönemine geçiş kolay olmuştur. 1968’de ABD ve Sovyetler Birliği arasında Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması imzalanmıştır. Sonrasında ABD ve Sovyetler arasında bir dizi başarılı olan ve olmayan silahsızlanma anlaşması imzalanmıştır[11].

1980’lerin başında Sovyetlerin Afganistan’a girmesi, Polonya’ya karşı tutumu ve Vietnam’ı Kamboçya’ya girmesi konusunda desteklemesi tekrar dünyada bir gerginlik yaratmıştır. Fakat bu dönemde Çin Halk Cumhuriyeti’nin dengeleyici bir rol üstlenmesi ve Sovyetler Birliğinde 1985’de Gorbaçov’un iş başına geçmesiyle kriz büyük sorunlar yaşanmadan atlatılmıştır[12].

Ekincikli’ye göre “Soğuk Savaşın sebepleri arasında Sovyet yayılmacılığı ve etrafına saldığı korku en önemli sebep olarak görülmektedir. Bu korkudan en fazla payını alan da şüphesiz Türkiye’dir ki Soğuk Savaşın sebepleri arasına Türkiye’nin yaşadığı endişeleri de dâhil etmek gerekir.”[13]

 

[1] Sander, O. (2011). Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e. (Yirmi birinci Baskı). Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 97

[2] Armaoğlu, F. (2001). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995). (On üçüncü Baskı). İstanbul: Alkım Yayınevi, 419-420

[3] Merih, T., (2006). Soğuk Savaş ve Türkiye. Ankara: Ebabil Yayıncılık, 1

[4] Sarıçaban, G., (2009, Kış). “Soğuk Savaş Dönemi Sosyo-Kültürel Değişimler”. Ekev Akademi Dergisi, 13(38), 14

[5] Yılmaz, M., (2007, Yaz). “Westphalia’dan Günümüze Savaş”. Uluslararası İlişkiler, 4(14), 20

[6] Sander, O. (2010). Siyasi Tarih 1918-1994. (On dokuzuncu Baskı). Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 224

[7] Yılmaz, 2007, 20

[8] İnternet: Causes of Cold War Web: http://www.shmoop.com/causes-of-cold-war/ 8 Aralık 2015’te alınmıştır.

[9] Yılmaz, 2007, 20

[10] Yılmaz, 2007, 20

[11] Yılmaz, 2007, 20

[12] Yılmaz, 2007, 21

[13] Ekincikli, M. (2013, 10-16 Haziran). Türkiye’nin Soğuk Savaştaki Dış Politikasına Bir Bakış. 11. Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi, Kırgızistan.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.