The Zoon

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Truman Doktrini ve Türkiye

23.11.2019
115
Truman Doktrini ve Türkiye

1946 yılında SSCB’nin üç ayrı yönde yayılma isteği ve çabası içinde olduğu görülmektedir. Bunlardan bir tanesi İran vasıtasıyla Ortadoğu petrolleri ve Basra Körfezi yoluyla da Hint Okyanusuna, ikinci olarak Türkiye üzerinden Ege ve Doğu Akdeniz’e ve son olarak yine Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz’e ulaşma isteğidir. Bu üç alan da İngiltere için hayati önem taşıyan çıkar alanlarıydı[1].

Sovyetlerin bu istekleri Türkiye üstünde bir gerilim yaratıyordu. Zaten savaşın bitmesi ile savaş sırasında artmış olan gıda maddeleri ve hammadde fiyatları düşmüş ve bu maddeleri ihraç eden Türkiye’nin gelirleri düşmüştü. Bu gelir düşüşünün yanında Sovyet gerginliği yüzünden ordusunu dağıtamayan Türkiye’nin askeri giderleri ülke ekonomisinde ciddi bir yük oluşturuyordu[2].

İngiltere savaşta ağır darbeler yemiş ve ekonomik sıkıntılar içine girmişti. Türkiye ve Yunanistan’a yaptığı geleneksel askeri ve maddi yardımları 1947 yılı itibari ile devam ettiremeyeceğini ve bölgedeki Sovyet tehdidini iki nota ile ABD’ye bildirmiştir. Bunun üzerine ABD hükümeti, İngiltere’nin boşluğunu doldurmak ve sorumluluğunu almayı görüşmeye başlamıştır. Savaşın bitmesinden sonra komünizmin ve Sovyetlerin etkisinin hızla yayılması ABD çıkarları için de uygun değildi[3].

ABD hükümeti Sovyet yayılmacılığını ve tehditlerini engellemeye karar verdi ve bu doğrultuda çalışmalar başlattı. Bunun sonucunda 12 Mart 1947 tarihinde ABD Başkanı Harry Truman Senato ve Temsilciler Meclisinin ortak oturumunda daha sonra Truman Doktrini olarak adlandırılacak bir konuşma yapmış ve konuşmasında Doğu Avrupa’nın akıbetine Türkiye, Yunanistan ve İran’ın uğramaması için acilen yardım yapılması gerektiğini sık sık vurgulamıştır. Başkan, Kongreden Yunanistan ve Türkiye’ye verilmek üzere 400 milyon dolar istemiştir. Yunanistan’a 300 milyon ve Türkiye’ye de 100 milyon dolar olmak üzere Başkan Harry Truman’ın yardım talebi Senato ve Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmıştır[4].

Yardım 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu kanun gereğince, Türkiye ve Yunanistan, yardımı Başkan’ın bilgisi ve onayı olmadan ve yardımın amaçları dışında kullanamayacaktı. Ayrıca yardımın uygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığının kontrolü için ABD tarafından gönderilen yetkililere gerekli bilgiler verilecek ve ABD’li basın temsilcilerinin inceleme yapmalarına engel olunmayacaktı[5].

Yasa komitedeyken “Vandenberg Değişiklikleri” denilen bir ayarlama yapılmıştır. Bu ayarlama ile yardımın hangi durumlarda sona ereceği belirlenmiştir. Buna göre BM Güvenlik Konseyi ya da Genel Kurul yardımın kesilmesini isteyebilir, Türkiye ya da Yunanistan yardımı istemediklerini bildirebilir ya da ABD Başkanı yardımın kanuna göre kullanılmadığını, kullanılma imkânının kalmadığına karar verirse yardım sona erdirilebilecekti[6].

Truman Doktrini kapsamında yapılan yardımlar Türkiye’yi yalnızlık hissinden kurtarıp biraz rahatlatsa da aslında rahatsız edici tarafları da mevcuttu. ABD, Türkiye ve Yunanistan’a yardım ederek aynı zamanda bu iki ülkeyi nüfuzu altına almıştır. Ayrıca bu ülkelerin stratejik, siyasi, tarihi, kültürel yönleri ve konumları sebebiyle Akdeniz ve Ortadoğu bölgelerinde etki alanı oluşturup Sovyetleri de bu alandan uzak tutmayı hedeflemiştir[7].

Şartlara bağlı bir yardım olduğu için Türk dış güvenlik ve politikasını ABD kontrolüne açık bir hale getirmiştir. Bunun en belirgin örneği 1964 Kıbrıs sorununda yaşanmıştır. Türkiye Kıbrıs’a operasyon yapmak istediğinde Johnson Mektubu ile Truman Doktrini şartları hatırlatılmıştır ve Türkiye Kıbrıs’a operasyonu gerçekleştirememiştir. Bir diğer husus ise silah sanayidir. ABD yardımları Türkiye’yi, ABD silahlarına bağımlı hale getirmiş ve kendi silah sanayini oluşturmasına engel olmuştur[8].

Lakin Türkiye’ye hibe olarak verilen teçhizat, araç ve gerecin bakımı için Türkiye yıllık 400 milyon lira ayırmak durumunda kalmıştır. Bunun yanı sıra ABD’den gelen araç ve gerecin yedek parçalarını da ABD’den para karşılığı almak zorunda kalmış ve döviz sıkıntısı yaşamıştır. Bu durumun üstesinden gelebilmek için ABD’den kredi ve yardım almak zorunda kalmıştır[9].   Türkiye aslında güvenli bir liman olarak gördüğü ABD’den yardım beklerken ABD’ye bağımlı bir hale gelmiştir.

[1] Armaoğlu, F. (2001). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995). (On üçüncü Baskı). İstanbul: Alkım Yayınevi,  441

[2] Sönmezoğlu, F., (2006). II. Dünya Savaşından Günümüze Türk Dış Politikası, İstanbul: Der Yayınevi, 37

[3] Güler, Y., (2004). “II. Dünya Harbi Sonrası Türk-Amerikan İlişkileri.” Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(2), 215

[4] Güler, 2004, 216

[5] Sönmezoğlu, 2006, 39

[6] Güler, 2004, 217

[7] Çakmak, H., (Editör). (2012). Türk Dış Politikası 1919-2012, Ankara: Barış Platin Kitap, 389

[8] Çakmak, 2012, 390-391

[9] Güler, 2004, 219

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.