The Zoon

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

Türkiye Ekonomisi ve Marshall Planı

08.01.2020
80
Türkiye Ekonomisi ve Marshall Planı

II. Dünya Savaşı Batı Avrupa’da büyük bir ekonomik yıkıma da sebep olmuştu. Bu yıkım üretimini dünyaya açmak isteyen ABD’yi de olumsuz etkilemişti. ABD kapitalist oluşumun halkalarının kırılmasını istemiyordu ve dünyadaki üretim ve tüketim işleyişinin yeniden kurulmasını istiyordu. Çünkü Avrupa’daki ekonomik sıkıntılar birçok Avrupa ülkesinde özellikle Fransa ve İtalya’da sosyalist, komünist ideolojinin yayılmasını hızlandırmıştı, bu durum da ABD’nin kapitalist politikalarına ve stratejik hedeflerine ters düşüyordu[1].

ABD, Batı Avrupa’nın ekonomik sıkıntılarını gidermek için birçok şey yapmıştır. 1945 Haziran’ından 1946 sonuna kadar ABD Avrupa’ya 15 milyar doları bulan yardımlarda bulunmuş fakat bu para bütçe açıklarını kapatmak ve ithalat gibi işlerde kullanıldığı için geri dönüşü olmamış ve bir fayda sağlamamıştır. Bu yüzden ABD, Batı Avrupa’ya yardım konusunda başka yöntemler aramaya başlamıştır[2].

İşte bu çerçevede ABD, komünist partilerin Batı Avrupa’da hızlı bir şekilde büyümesini önlemek ve iş dünyasının destekçisi olan liberal oluşumları, partileri ve siyasetçileri desteklemek adına mali ve iktisadi yardım yapılmasını hayata geçirecek bir plan hazırladı[3]. ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, Batı Avrupalı devletlere ekonomik sıkıntılardan kurtulmak için ortak ihtiyaçlarını ve hep birlikte kalkınmaları için bir plan yapmaları çağrısında bulundu. ABD, Avrupa Kalkınma Programı vasıtasıyla maddi kaynak sağlayacaktı. Tabii burada ilk adım Avrupalı ülkelerden bekleniyordu; planlamayı Avrupalı devletler yapmalıydı. Bunun sonucunda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupalı 16 devlet bir araya gelerek Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatını kurdular ve Avrupa’ya gereken paranın 33 milyar dolar olduğunu hesapladılar[4]. Fakat ABD tarafından 13 milyar dolar verilmiştir, en büyük payı İngiltere ve Fransa almıştır[5]. Saldırgan olduğu düşünülen bir komünizm tarafından korkutulan Amerikan liderleri, bu tehdide karşı koyma çabalarında Marshall Planına yani eşi görülmemiş ölçüdeki ekonomik diplomasiye güveniyorlardı.[6]

Marshall Planı tüm Avrupa ülkelerine ve SSCB’ye de önerilmişti. Çünkü Avrupa bölünecekse bunun sebebi ABD değil SSCB görünmeliydi. Nitekim de o şekilde oldu ve SSCB Doğu Avrupa ülkelerinin Plana dâhil olmasını engelledi; kendisi de toplantıyı terk etti[7]. Başlangıçta Türkiye’ye yardım yapılması fikri ABD’li yetkililerce uygun görülmemişti. Yardım savaştan yıkımla çıkmış ekonomilerin güçlendirilmesini kapsıyordu, bu yüzden Türkiye bu yardıma dâhil edilmemişti. Ancak Türkiye’nin ısrarlı tutumu ve Türkiye’nin siyasi ve coğrafi konumunun önemli olması ekonomik anlamda güçlendirilmediği takdirde Türkiye’nin güçlü olamayacağı konusunda Washington’u ikna etmesi Türkiye’nin yardıma dâhil olmasını sağlamıştır[8].

Marshall Planı çerçevesinde verilen yardımın en önemli özelliği, verilen krediler %2,5 gibi çok düşük faize ve 15 yılı ödemesiz 44 yıl gibi uzun bir vadeye sahip olmasıydı. Ancak verilen krediler ve yardımlar alan ülke tarafından nasıl ve hangi alanlarda kullanılacağı ABD hükümetine danışılarak belirleniyordu. Böylece ABD, yardımı kullanan ülkenin ekonomi politikasına müdahale edebilmiş oluyordu. Diğer bir husus da ABD’nin kredi verdiği ülkenin Merkez Bankasında ABD adına açılan bir hesaba kredi miktarının karşılığı olan ulusal para yatırılıyordu ve “Karşılıklı Paralar” denen bu fon ABD’nin izniyle kullandırılıyordu. Bu durum da yine ABD’nin yardım alan ülkeye bir müdahalesi sonucunu doğuruyordu[9].

Truman Doktrini’nin devamı ve ekonomik ayağı olan Marshall Planı üç amaca hizmet etmiştir. Birincisi Batı Avrupa’yı güçlendirerek tekrar dünya ticaretine katarak kapitalist hedefleri yerine getirmek, ikincisi yardım alan ülkelerin ekonomilerini denetim altında tutmak, sonuncusu ise ABD ekonomisini canlandırmak ve ABD mallarına pazar bulmak[10].

Bu amaçlar ve yardımlar; yardımın kullandırılma şekli tamamen ABD’nin yardımdan faydalanan ülke üzerinde kontrolünü olanaklı kılıyordu. Bu durumda Türkiye’nin, ABD’nin istekleri doğrultusunda hareket etmekten başka seçeneği kalmıyordu ki bu durumdan doğal olarak en karlı çıkan taraf ABD oluyordu.

 

[1] Çakmak, H., (Editör). (2012). Türk Dış Politikası 1919-2012, Ankara: Barış Platin Kitap, 501

[2] Armaoğlu, F. (2001). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995). (On üçüncü Baskı). İstanbul: Alkım Yayınevi, 443

[3] Çakmak, 2012, 501

[4] Hook, S., Spanier, J. (2014). Amerikan Dış Politikası. (Çev. Özge Tanırlı). İstanbul: İnkılap Kitabevi. (Eserin orijinali 2013’te yayımlandı), 54

[5] Çakmak, 2012, 502

[6] Diane, K., (1997). “The Marshall Plan Reconsidered: A Complex of Motives”  Foreign Affairs, 76(3), 169

[7] Akalın, C., (2003). Soğuk Savaş ABD ve Türkiye-1. (Birinci Baskı). İstanbul: Kaynak Yayınları, 125

[8] Sönmezoğlu, F., (2006). II. Dünya Savaşından Günümüze Türk Dış Politikası. İstanbul: Der Yayınevi, 41

[9] Güler, Y., (2004). “II. Dünya Harbi Sonrası Türk-Amerikan İlişkileri”. Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(2), 221

[10] Güler, 2004, 221

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.